Sol taraftan çok fena fırtına yaklaşıyor.
Bahar havasına girdik çoktan. Şimdi pencereleri sonuna kadar açıp bahar kokusunu içine çekme zamanı. Ha, tabii bir de bahar temizliği diye bir olay var.
Manu Chao dinledikçe İsponyolca, Noir Desir dinledikçe de Fransızca öğrenme isteği uyanıyor içimde.Havalar da tam Manu Chao’luk, vallahi. Ha, yürüyüş yapmalık bir de. Otobüsten bir iki durak erken iniverin, bakın ne güzel oluyor. Ama yürümenin de akşam olanı makbul, hani güneş iyice azalmış, rüzgar hafif artmış. Kulaklıklarınızı takın, onlar önemli. Müzik dinleyin, çünkü müzik çok güzel. Arkadaşlarınıza vakit geçirin, onlar hep yanınızda. Fotoğraf çekin bol bol, çünkü anı. Yarın matematik sınavınız mı var, amaan, bir daha yaşamayacağız ki 4 Nisan 2012 gününü.
Havalar o kadar güzel ki, montu elde taşıtmasına rağmen kızamıyorum.
Bir 9. sınıf olarak sınav o kadar uzak geliyor ki! Ama işler öyle olmuyor, seneler göz açıp kapayana kadar geçiyor. Neyse.
Sınava girecek herkese başarılar! Şeytanın bacağını kırın ve güç sizinle olsun. Yürüyün aslanlar sizi!
Müziği gece dinlemeye başlamamalı esasında, sonra bırakamıyorsun. O saksafoncudan şuna, onun yaptığı müzik tarzından o dönem olan bir başka tarza, o tarzın en iyi örneklerinden başka bir sanatçıya atlayıp duruyorsun yoksa. Elin kapama tuşuna gitmiyor, şu soloyu da dinleyeyim bir diyorsun. Daha ne kadar çok şey öğreneceğini düşünüyorsun.
- Kaan Sezyum/Uykusuz
Çok garip bir ruh hali içindeyim, nedenini bilemediğim bir şekilde mutsuzum. Daha önce böyle olduğumu hatırlamıyorum açıkçası, her şey mi anlamsız gelir. Ne saksafon çalışmak istiyor canım, ne birileriyle konuşmak. Tam bir ergenim şu anda, ama gerçekten içim sıkılıyor. Sıkıntılı, sıkıntılı.
Böyle bir ruh hali içerisindeyken 1 haftadır, belki de dün gece hayatımın en güzel günlerinden birini yaşadım. Hayır değişik bir şey de yapmadım, sadece temiz havada biraz yürüdüm, yanında da şu şarkıyı dinledim. Belki de dün o saatlerde dünyanın en mutlu insanı bendim. Aslında ne kadar güzel bir hayat yaşadığımı fark ettim. O demin anlattığım mutsuzluğum uçtu gitti. Sevindim, kendi kendime fısıldadım “bugün çok güzel bir gün” diye. Fısıldamak yetmedi sonra, sesli söyledim. Hayır, hayır bu da yetmiyordu. Kim duyacak ki dedim, bağırdım. Evet bağırdım, “çok mutluyum” diye. Ve sonra zıpladım, koştum, saçmaladım. Hayır bunlar saçmalamak değildi aslında. Bunlar kalbimden geçen şeyleri beynime inandırma hareketleriydi. Mutluydum, beynim de “ben” mutlu olduğum için kendi adına mutlu oluyordu. “Her şey çok güzel” dedim. Sanki aynı günün erken saatlerinde durduk yerde gözleri dolan ben değildim. Sanki sabahleyin, “bugün kötü bir gün, evet öyle, ve öyle olacak” diye önyargılı olan ben değildim. İnsanlara ters ters davranmış olan kişi de başkasıydı tabii. Ama her şeyin üstüne, mutluydum işte, mutlu. Bu kadar. Hayatımdaki en büyük amaç. Mutlu olmalı insan. Öbür türlüsü çok yoruyor, yiyip bitiriyor. Sıkıntılı, sıkıntılı.